Ağıt

Çok özlüyorum.
Küçükken ellerimi tuttuğun o güneşli günleri,
Yüzünün güldüğü, şimdi fotoğraflarda solmaya  terkedilmiş halini,
Uzun uzun anlattığın hayallerini,
Tecrübelerinden özenle seçip kulağıma küpe yaptığın öğütleri,
Masallarını…
O hiç sevmediğim arkadaşlarınla attığın kahkahalarını,
Çok özlüyorum okuduğun kitapları,
Uykuya dalmadan hemen önce…
Kokunu hatırlayamıyorum artık sesin hayal meyal kulağımda.
Bu uzaklaşmak devleşiyor içimde.
Her zamankinden daha sessiz,
Gittiğinden beri kimsesizim.
Bir özür büyütüyorum tutamadığım ellerine,
Avuçlarının içine…
Bırakacağım günü bekleyerek
Ve her geçen günle seni daha çok severek,
Sana yakın bir sonda seni bekleyerek.
Çok geç olması batıyor içime,
Her şey için çok geç biliyorum.
Özlüyorum.
Çok özlüyorum.

27.06.2015’e

uzağım

eski bana armağan bir şarkı
bir ankara havası gerek ciğerlerime, 
yürümek tren yolunun dibinde, 
dönmek geriye 
dönüp bulmak eskiden olan beni 
 demek lazım ki "ilerleme!"
"sandığın hayat yok ileride, 
olmayı düşlediğin kişinin çok uzağına varacaksın."
 fısıldamak lazım içtenlikle 
"kendine çok kızacak ama yine yapacaksın"
 anlatmak lazım 
"böyle olmak zorunda değil"
 bir kere yetmezse kerelerce anlatmak 
"kimse ve hiç bir şey böyle olmak zorunda değil!" 
gerçek olmaz tüm bunlar 
ankara'ya ve tren yoluna çok uzağım 
eskiden olduğum kişiye de 
aslında herkese ve herşeye 
resim:tren yolunun dibi

Ülker

Sana hayranım,
Merhametin elleri kadın!
Yüreğininin ulaştığı yerlerde açan çiçeklerle,
Onların kokusuyla büyüdü ciğerlerim.
Kıyından hiç ayrılamadım.

Gökyüzüne bakmayı senden öğrendiğim günden beri
Daha özgür kanatlarım.
Nasıl bir armağansın sen bana?
Halatlarımsın tam düşerken
Tutunduğum, hayata.

Varlığın huzur, gülüşün bahar…
Yürümeyi öğrendiğim ilk günden beri
Bu küçük kız hep sana koşar.
Düşmekten korkmadan üstelik
Çünkü bilirim şevkatli kolların hep tutar.

Şu dünyadaki en büyük nimetimsin
Kokun yedi iklimlik,
Adını aldığın yıldızlardan
Daha parlak bir ışık
Belki de eşsiz bir çiçeksin
İyi ki kızınım ve sen
İyi ki benim annemsin.
💜💙

Yaşamak biraz da…

Yaşamak dalıp gitmek gibi,
Hafifletmek içine batanların,
Ruhuna yaptığı baskıyı…
Yaşamak unutmak oldu benim için,
Bana olan uzaklığını, soğukluğunu,
Kimsesizleğimi…
Ve haykırdığımda dahi çıkmayan sesimi…
Görünmezliğimi ve duyulmazlığımı…
Yaşamak sıyrılmak oldu.
Acılardan, tuzlu sulardan,
Kalkmak kerelerce düşsen de ayağa…
Yaşamak alışmak oldu bana,
Sevgisizliğine, kayıtsızlığına…

Daha çokça tanımını yapardım da sana,
Ben ölmekle meşgulüm.

Kırıldıkça inancı azalır insanın. 
Ben kırıldıkça azalıyorum.
Küçülüyor kalbim sanki,
Sevginin yüceliğine olan inancım azalıyor.
Kalbime aldığım sevdiklerim sıkış tıkış...
Bir ağlamak doluyor gözlerime,
Taşmıyor ama öylesine...
Yoruluyorum ve korkuyorum,
Hepsi herşey içimde büyüyor.
Kocaman oluyor, yeniden sevemiyorum.
İnsanlar diyorum Balıkçı üzüyor.
Balıklarsa sadece yüzüyor.

Olmadı

Bir sevginin ızdırabını sana has kılmak isterdim.
Gücüm yetmedi.
Pek çok zaman olduğu gibi yine aciz kaldım.
İçime hükmüm geçmezdi önceden beri de
Bu seferki inadını ben de anlamadım.

Neyse…
Uzun soluklu bir koşmaktı bu kez.
Koşmak ki nefessiz kalırcasına…
Koşmak ama yetişememek…
Bir uğraşın boşunalığını sana has kılmak isterdim.
Yapamadım.
Bir de baktım ki tüm gayretim çoktan oradaydı.
Pişmanlık dedim,
Boşunaydı.

Neyse…
Giden gitti içimizden.
Mangalda kül de kalmadı zaten.
Mangal gibi yüreğimizse hiç bir zaman olmadı.
Kısacası,
Olmadı …

Bugün yeniden bir hayalin peşine düşmek için güzel bir gündü. Seni bilmem ama ben yine bi kuvvet umutlandım yaşamak işine. Sahip olduğum ve olmadığım her şey bir yana senin o güzel kalbin bir yana Kuzey Yıldızı
Bir bulutu özlemek kadar saçmaydı belki senin için fakat kimbilir hayatın kendisi bu da olabilir. (291119)

Hesap Yapıyorum

Sana çok uzak bir yerdeyim. Nereden mi biliyorum? Bu başka bir şey…

Bana yazılar yazdıran bir yağmur var. Serinletmek yerine daha çok yakan içimi, ciğerlerimi… Hissediyorum ama çok uzaktasın, çok uzağındayım. Hayatımın bir gününde bu durum değişir mi bilmem? Artık merak etmeyi istemiyorum.

Yorulmayı annemin çatılan kaşları sanırdım. Annemin çatılan kaşlarını özlemek istemezdim. Bir de kabullenmeyi… Yalnızlığı, yokluğu, hayat dair, kendine dair kötü olan ne varsa kabullenmeyi hiç istemezdim. Diyorlar ya ‘kendinle barışmak’ diye. Hep sürsün isterdim kendimle olan asil kavgam. Ve dahi haketmek lazım ama değil mi? Sadece zaferleri değil kavgaları da…

Dalgalarla savrulan gemiyi karaya ulaştırmayı değil belki ama okyanusa doymayı haketmek lazım. Bense çınarlar görüyorum yolumun üzerinde. Hiçbirinin gölgesi düşmüyor ama üzerime. Yolumda çınarlar var, ulu, yüce, dik başlı çınarlar. Göğe uzanıyor dalları, bana kalan kuruyup dökülen yaprakları…

Başımdan kurtulmam lazım, delilere billur köşk olan başımı kesip atabilmeliyim. Yalnızlığımdan kurtulmam lazım, buruşturup bir konteynıra usulca bırakmam. Yürüyeceksem ve hatta koşacaksam…

Bunlar hep lazım.

person swimming in the sea